Pazartesi, Ekim 08, 2007

GARGI KOYU'NDA DOLUNAY


Gargı Koyu, 1940'lı yıllarda Datça'nın "Cennet Çayırları'ydı. Bugünlerde dolunayı kaldı elimizde.
Bununla yetinmek zorundayız..

GARGI'DA DOLUNAY


Otuz dakika sonra dolunay.

Salı, Ekim 02, 2007

Nicomedian

Nicomedian Blogspot olarak açılmış. Linkini tıklıyarak girebilirsiniz. Güzel yazılarını artık okuyabileceğiz.

Cuma, Eylül 21, 2007

6-7 Eylül'den bir anı

6 Eylül den sonraki Beyoğlu (Sabah Gazetesin den alıntı.)

7 Eylül günü İstanbul'a, Beyoğlu'na indim... Beyoğlu'nda sokaklardan, yağmalanmış bakkalların zeytinyağları akıyordu. O güzelim mağazalar, yangından kalma gibiydi. Küçük çocuklar, kırık oyuncakları, dükkanların önünden topluyordu.
Sıkı yönetim ilan edilmişti. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes, İstanbul'a gelmiş, perişan kenti geziyordu. Beyoğlu'nda yağmadan kurtulan nadir mağazalardan biri Necmi Rıza Ahıskan'ın, kumaşçı dükkanıydı. O gece yağma başlayınca, mağaza sahipleri vitrinlerine bir Türk bayrağı, bir de Atatürk büstü koyarak, kurtulacaklarını hesaplamışlar. Necmi Rıza'nın ağabeyi de, akşam telaşla bir Atatürk büstü koymuş mağazanın vitrinine. Yağmacı kalabalık, Necmi Rıza'nın mağazasına dokunmamış. Ertesi gün Necmi Rıza mağazasına gidince, vitrindeki büstün Atatürk'e değil, Beethoven'e ait olduğunu farketmiş. Ağabeyi o gece telaşla, eline geçirdiği Beethoven büstünü, Atatürk zannedip vitrine yerleştirmiş. Necmi Rıza, "Herkesi Atatürk, beni de Beethoven kurtardı" der ve gülerdi.
Adnan Menderes, 7 eylül günü perişan Beyoğlu'nu, yaşlı gözlerle gezerken, Necmi Rıza'nın mağazasının önüne gelmiş. Aynı zamanda ünlü bir ses sanatçısı olan Necmi Rıza da, mağazasının önünde, başbakanı izliyormuş.
Necmi Rıza o anı şöyle anlatmıştı bana,
-Menderes, önüne eğik başını kaldırınca beni gördü. Bana doğru yürümeye başladı. arkasında generaller, bürokratlar vardı. Yanıma gelince, boynuma sarıldı.Omuzumda hüngür hüngür ağlayacağını zannettim. ağzını kulağıma yanaştırdı."Necmi Bey, sizin mağazada tuvalet var mı?" dedi. Evet böyle dönemlerdi 1950' ler... Artık ne eski İstanbul, ne İstanbul'lu Rumlar, ne Yeniköy'ün pazar piyasaları, ne Adnan Menderes, ne Necmi Rıza var.
O dönemden bugüne kalan tek şey, hala "Kıbrıs Krizi" ve çözümsüzlük
.

Çarşamba, Eylül 12, 2007

DATÇA'DA YAŞAM SAKİNLEŞİYOR

Artık Bloğuma dönmeliyim. Güncelleştirmeler başlamalı. Bu kadar tembellik yeter...
Bukadarı Datcalı'ya bile yakışmıyor.

Salı, Ağustos 07, 2007

EN KÜÇÜK SATICI

ANNE, OYUNCAKLARIMI ALDILAR


Datça Anadolu Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni. Yalnız okulda değil, her zaman her yerde öğretmen. Yaz aylarında Datça’da herkesin yaptığı gibi akşam yemeğinden sonra limana doğru yürüyüşe çıkmıştı Hayriye Öğretmen. Beraberindekiler kendi iki çocuğuyla birlikte hepsi altı çocuktu, kızlı erkekli. Dördü, komşusuna misafirliğe gelenlerin çocuklarıydı.
Cumhuriyet meydanı’nın karşılarında, ana cadde üstünde hediyelik eşya satan küçük dükkanın önünden geçiyorlardı. Dükkanın önünde bir tabureye oturmuş, önünde bir tepsi, tepsinin içinde beş altı tane kullanılmış basit oyuncak. Her çeşit renkten plastik oyuncaklar. Satıcı, ya üç ya da dört yaşlarında bir kız çocuğu… Datça'da o akşamki en küçük satıcıydı sanırım. Hayriye öğretmen durunca çocuklar da durdu. Küçük satıcıya ve sergilediği oyuncaklarına baktılar. Görüntü ilginçti. Hayrıye Öğretmen tepsidekileri işaret ederek çocuğa sordu:
-Bunlar kimin?
-Benim.
-Neden buraya getirdin, satıyor musun yoksa?
-Evet.
-Kaça?
-Ne alıysanız biy liya.
Hayriyanım yanındaki çocuklara seslendi:
-Çocuklar! Yanınızda harçlıklarınız var mı?
Sanki sınıftalarmış gibi, hep bir ağızdan:
-var!
-Haydi, bu kardeşinizi mutlu edelim. Herkes kendine bi oyuncak alsın. Olur mu?
-Olur!
Herkes birer YTL çıkardı cebinden. Rastgele birer oyuncak seçtiler ve birer YTL yi satıcıya verdiler. Önündeki tepsi boşalınca satıcı çocuk, bi’elindeki paralara bi’de boş tepsiye bakarak ağlamaya başladı ve dükkanda müşterilerle ilgilenmekte olan annesine seslendi:
-Anne be!Oyuncaklarımın hepşini aydılar. Bene oyuncak kalmadı…
Maksat satıcıyı mutlu etmek değil miydi? Herkes oyuncakları tepsiye koydu, paralarını geri aldılar. Satıcı çocuk sevinmişti. İçerdeki annesine bu kez mutlulukla seslendi:
-Anne, oyuncaklayımı geyi aldım!
Hayriye öğretmen ve çocuklar gülerek limandaki kalabalığa karıştılar…

Çarşamba, Ağustos 01, 2007

TEKRAR, DATÇA VE "DATÇA'DA ZAMAN"




Datça ve "Datça'da Zaman" Cumhuriyet Gazetesi'nin bugünkü Gezi Eki'nde. (yazıyı okumak için üstüne tıklayın)

Pazartesi, Temmuz 30, 2007

"Datca'da Zaman" Ulusal Basında



"Datça'da Zaman" Cumhuriyet Gazetesi'nin cumartesi günkü EGE ekindeydi.

Cuma, Temmuz 27, 2007

"Datça'da Zaman" tekrar Ulusal Basında



"Datça'da Zaman" Cumhuriyet Gazetesi Gezi eki'ndeydi

yazıyı okumak için üstüne tıklayın.

Salı, Temmuz 17, 2007

"Datça'da Zaman" Cumhuriyet Gazetesi'nde


Okumak için yazının üstünü tıklayınız.

Çarşamba, Temmuz 04, 2007

NESİN VAKFI ÇOCUKLARI


Çocuklar ve görevliler feribottan iniyor.


SUYA BU KADAR TUZU KİM ATTI?

Dört yaşından on altı yaşına kadar, sevimli mi sevimli, zeki mi zeki bir çocuk grubu. Onlarla birlikte bakıcıları; on bir kişi. Yedisi görevli, dördü gönüllü anne. Bodrum üzerinden feribotla geldiler Datca’ya. Aslında Cuma günü geleceklerdi. Ufak bir aksama gelişlerini erteledi Cumartesi gününe . O gün Ege’de Hayıt Çiçeği Rüzgarları’nın en şiddetlisi esiyordu. Meraklı gözlerle gözden geçiriyorduk feribottan inenleri. Yolcuların hepsi karaya çıktıktan sonra göründü çocuklar; kimisi annelerinin (bakıcı anneler) kucağında, kimisi ağbeylerinin ellerine sıkıca yapışmış sarhoş gibiler. Belli ki tekne çok sallamış onları, çoğunu deniz tutmuş.


Ali henüz dört yaşında. Grubun en küçüğü, İyi beslenmesi
gerek.
(Eski Datça'da Antik Cafe Bar'da yemek.)

Program aksamadan gelselerdi cuma günü burada olacaklardı, cumartesi günü de benim bir söyleşim vardı onlarla. Çocuk yaşıma inip Datça’yı öykülerle anlatacaktım onlara. Durumlarını görünce iptal ettik söyleşiyi; çocukların dinlenmesi gerekiyordu.
Nesin Vakfı’nın çocuklarından bahsediyorum. Aygen Hanım’ın destekleriyle ve aktif arkadaşımız Melda’nın da yardımlarıyla Datça’da bir haftalık tatile geldiler.. Tatili kendi çadırlarında yapacaklar. Palamutbükünden yer bulundu. Kardelen Restaurant’ın arka bahçesi kamp yeri olarak belirlendi. Lokantanın banyo, tuvalet ve mutfağını da kullanacaklar. Aslında Palamutbükü’nün bütün esnafı emirlerinde. Ta Eski Datça ve Kaza merkezi İskele’den kucak açanlar var.


Dört yaşındaki Ali'yi, aynı yaşlardayken vakfa gelmiş olan abi besliyor

Onlar, dün Eski Datça’da ağırlandılar. Eski Datçalı çocuklarla kaynaşıp harika bir gün geçirdiler. Akşam yemekleri Antik Cafe’de yedirildi ve güneş batarken kamplarına gitmek üzere yola çıktılar.
Bugün İskele’de tatil yaptılar. Koru’daki Belediye Parkı mekanlarıydı; hem yüzdüler hem salıncaklara bindiler.
Akdeniz’in suyu onlara biraz tuzlu gelmiş olacak. Geldikleri gün hava oldukça sıcaktı. Kampları da tam denizin kenarında. Serinlemek için hemen atmışlar kendilerini buz gibi Akdeniz sularına. Altı yaşındaki Ilgın (sevimli bir kız) ilk kere denize giriyormuş. Denize atlamasıyla çıkması bir olmuş. Ağlamaklı bir tavırla sesini yükselterek şikayetini bildirmiş bakıcı annesine: “Bu kadar çok tuzu kim attı bu suya yaa?..”

nihat.akkaraca@gmail.com


Pazartesi, Temmuz 02, 2007

KİTAP

Yok sezeryan, yok normal doğum derken, sonunda geldi. Okuyucunun beğenisine dünden başlayarak sunuldu. Nasıl bir ses getirecek bakalım...

Pazar, Temmuz 01, 2007

Pazartesi, Haziran 25, 2007

"KADINLARIMIZ"

Datça Yerel Tarih Grubuna bakıyorum; grubun çalışanları: Fulya, Melda, Çiğdem, Semra, Cemile, zehra, Melike, İlkay… Böyle uzayıp gidiyor. Bir veya iki erkek adı, o kadar.

Daçev ve Doğa Derneği’nin eğitim toplantılarına bakıyorum: Elisabeth, meray, Bilge, hatice, Damla, Cemile, Zehra, Yolande, Nihan. Bu da böyle uzayıp gidiyor. En altlarda bir iki erkek adı…

Datça’ya Aziz nesin Vakfı’nın çocukları geliyor. Bu çocukların tatilini Organize edenlere bakıyorum: Aygen, Melda, Semra.


Şu içinde bulunduğum blog dünyasında karşıma çıkan isimler: Elif, şefika, Aslı, Endişeli Peri, Tijen, Şebnem, Sanem…

Bunu yadırgadığım için gündeme getirdiğimi sanmasın kimse. Ülkem adına kadınlarımızla gururlandığım için buraya taşıyorum.
Ama bu görüntü zaman zaman benim aklıma yıllar evel ekranları işgal eden ünlü bir reklamı getiriyor.

Kadınlarımız böylesine özveriyle çalışırken, erkekler nerede? "Erkekler uyuyor muuuuu?"

Pazar, Haziran 24, 2007

DATÇA'DA NELER OLUYOR?

Datça’da bir ayın içinde arka arkaya gelenler…

İlki M. Ali Ambarcı’ dan geldi.
YİTİK ZAMANIN ARDINDA…
Mehmet Ali Ambarcı’nın Anılarında Datça

Mehmet Ali Ambarcı’nın anıları, okuyucuyu Datça’nın seksen yıllık geçmişinde gezdiriyor. Yerli bir bürokrat olarak Datça bürokrasisinde önemli roller üstlenmiş olan birinin gözlemleriyle Datça’nın seksen yıllık geçmişini yalın bir dille anlatıyor kitap.

**************

İkincisi nefis bir şiir kitabı.
Yazarı: Hüseyin Tüzün.
Takvim Şiirleri

****************

Üçüncü kitap yine bir şiir kitabı:
Yazarı: İsa İnan
GÖZLERİNDE UYANMAK
112 sayfa

***************

Dördüncüsü henüz yolda. Sancılar başladı, gelmek üzere.
Belki bir hafta, belki on gün sonra.
DATÇA’DA ZAMAN
Yazarı: ???????? kitap çıkınca göreceğiz.
Yaşanmış öykülerden oluşuyor.
161 sayfa.

Çarşamba, Haziran 20, 2007

CANDAN TURHAN'DAN YENİ BİR KİTAP

Sürpriz Kitap "Dumanı üstünde doyurucu çorbalar kolay ekmekler"

Geçenlerde kendisi Datça’daydı. Hiç kitaptan bahsetmedi. Havadan, sudan, biraz da Datça ve Şirince’den konuştuk. daha önce Candan Turhan'ı sanal dünyadan tanımıştım. Dün internette dolaşırken gördüm haberi; yeni bir yemek kitabı çıkarmış, Oğlak Yayıncılıktan. Bugün, Hayattan Renkler Yahoo grubunun yazışmaları hep bu kitap üstüneydi. Okuyanlar beğenmişler, kitaptan övgüyle bahsediyorlar. Anladığım kadarıyla yemek tarifleri daha çok çorbalar, ama, bizim pek bilmediğimiz çorbalar üstüne. İlginç bir kitap olsa gerek. Bir adet getirteceğim. Okuduktan sonra daha detaylı anlatırım.

Pazar, Haziran 17, 2007

euploia

(denize açılanları kutsayan
yüce gönüllü aphrodite)

akdeniz dokunuşuyla ürperirken
karyalı kadınların memeleri
daha sabah aydınlığı yüklenmeden
knidos sokaklarına
tanrılar tanrıçaşı euploia
yol verdi tekirden
bastık yelkeni burgaza

yedikat açıklarında alim kaptan
every day holiday namıdiğer
meyhane açmış uzunadaya

bizim denizde işret uzun sürer
cebinde mührüyle muhtar kerim misali
bir de gördük ki
güneş dönmüş deveboynunu

vurduk sarhoş balıklarla beraber
birer birer datça anakarasına

ay ışırken

sırtımızı sıvazlayan köpüklü dalgalardı
tanrıçalı aşk kaçınılmazdı


Hüseyin Tüzün

Perşembe, Haziran 07, 2007

BÜRÜMCÜK ÇEKME ÜZERİNE

Aşağıda fotoğraflar ve kısacık bir yazıyla gündeme getirmeye çalıştığım “Bürümcük çekme” etkinliğinin bu yıl önemli bir eksiği vardı: Bürümcük çekmeye gelenlere verilen öğle yemeği
Bu yemek en az bürümcük çekimi kadar önem taşırdı o günlerde. Bürümcük çekme işi, her yılın aynı günlerinde yapıldığından , yemek çeşitleri değişmezdi, hep aynısı olurdu. Sanki “yılın menüsü” gibi.: Başrolde gabak dolması, gabak çiçeği dolması, üzüm yaprağı dolması, patates ve kabak kızartması (yoğurtlu), tabii çorba ve bulgur plavı. Çekilecek kozası çok fazlaysa, bazı bürümcük sahipleri keşkek de verirlerdi. Geleneksel yemeklerle bu iş mutlaka bir bayram havasına sokulurdu.
Bu noksanlığı Yaşar ve Müberra’ya bu etkinlikte, şaka yollu hatırlattık. Gelecek yıl bu etkinliği eksiksiz yapmak isterlerse, biz de elimizden gelen desteği vermeye hazırız. Demek istediğim şu ki: Gelecek yıl Eski Datca’da ipek böcekçiliği bir adım daha atmış olacak. Ve biz de bürümcük çekme gününü bir festival havasına sokacağız.
Böylece bize ipek vermek uğruna kendilerini koza içine hapsedip yaşamlarına son veren guşlar (ipek böcekleri) bizlere bayram havası içinde veda etmiş olacaklar…

Salı, Haziran 05, 2007

"GUŞ TUTMAK"

Eski Datça'da Pazar günü yapılan bürümcük çekme etkinliğini "Eski Datça Antik Cafe-Bar" linkini tıklayarak izleyebilirsiniz.

Pazar, Haziran 03, 2007

"GUŞ TUTMAK" İpek böcekciliği


Bugün Eski Datça'da bürümcük çekimi vardı. Datça ipekçiliğinin yirmi beş yıldan sonra tekrar gündeme getirilişi bizi çok mutlu etti. Turizme inat(!) bu geleneğin bu günlere taşınmasına ön ayak olan Müberra ve Yaşar Aydoğan çiftinin (Eski Datça El Sanatları ve Antik Cafe-Bar işleticileri), genç muhtarımız Neşe hanımın, engin tecrübesi ve yerel kültür bilgisinden yararlanılan Ummahan teyzenin ellerine sağlık. Turizme inat diyorum çünkü; turizm geldikten sonra giden işlerden biridir ipekçilik Datça'da.
İpekçilik (Datça ağzıyla "Guş tutmak) üzerine daha uzun ve detaylı yazı arkadan gelecek...