Pazartesi, Kasım 05, 2007

SOKAK ADI



Bu yıl düzenlenen Datça Uluslararası Şiir Buluşması’nda dünyaca ünlü on altı şairin adları verilecekti, Özbel Site’sindeki sokaklara. Merakımı gidermek için Özbel’de oturan, fakat Liman'da dükkanı olan arkadaşlarımdan birine uğradığımda sordum:
-S….., şu anda sizin evin bulunduğu sokağın adı ne oldu?
Arkadaşım elindeki bezle masaların üstünü silmeye devam ederken oldukça sakin cevapladı sorumu:
-Burokoli!
-Ne?..
Arkadaşım yüzüme bakmadan tekrarladı:
-"Burokoli olmuş, bizim komşu söyledi geçen gün. Ben kendim hiç dikkat etmedim. "

Düşünmeye başladım. Benim pratik halkım, yabancı ismi teleffuz edemeyince, acaba hangi ünlünün adından Burokoli’yi bulup çıkartmıştı. Düşündüm, düşündüm bi türlü içinden burokoli çıkabilecek bir şair adı gelmedi aklıma. Eve gelince, evdeki okunmuş “K” dergilerini karıştırdım, acaba burokoliye benzer bir ad bulabilir miyim, diye, yok, bulamadım.
Bugün akşamüstü atladım arabaya, doğru Özbel’e. Arkadaşımın oturduğu sokağın başına dikilmiş olan direkteki sokak tabelasının resmini çektim…

Aslında "K Dergisi"nin birinde bu ünlü şairin adı geçiyormuş, ama bu isimden brokoli çıkaracaklarını nasıl bilebilirdim ki?..

Pazartesi, Ekim 29, 2007

YENİ BİR KİTAP

Datça’dan bir öykü kitabı daha yolda. Bugünlerde okuyucusuyla buluşmuş olacak.

Kitabın adı: Ödünç Zamanlar
Yazarı: Suna Güler
Yayınevi: Kanguru yayınları

2-3-4 Kasım günlerinde İstanbul Kitap Fuarı, Kanguru Yayınları standında görülebilir.

Pazar, Ekim 21, 2007

Çevre ve Karakaçan

Bütün bu görüntünün ayıbı Karakaçan'ın mı, yoksa duvarın üstünde elini kolunu bağlamış oturanın mı?
Sanırım Karakaçan'ın üstüne kuma gelmiş. Hem de kumaya özel bir oda yapılmış. Sonuçta Karakaçan'ın pabuçları dama atılmış. Semerden belli değil mi? Haydi, tıklayın!

begonvilla(Datca ağzıyla Onbiray çiçeği)

Bazen çiçekler çok şey anlatır...

Perşembe, Ekim 18, 2007

ÜNLÜ YAZARLARIN ARASINDA DOLAŞMAK


Ünlü yazarların arasında dolaşmak. Balık misali...

Çarşamba, Ekim 17, 2007

ESKİ DATCA'DAN

Bu yaz Datça'da ilk kez yapılan Uluslararası Halk Dansları Fesivalinde Eski Datça'yı onurlandıran Makedonya Halk Dansları Topluluğu.
Adının "Eski Datca" olduğuna bakmayın. Eski Datça'nın yepyeni, genç ve dinamik muhtarı NEŞE Karaoğlan, Kuzey Estonya Halk dansları topluluğundan iki dansçının arasında görünüyor.

YAZILI


HİÇ BİR ŞEY UMMUYORUM,
HİÇ BİR ŞEYDEN KORKMUYORUM,
ÖZGÜRÜM!..

Nikos kazantzakis
(Not:Resmi büyütmek için üstüne tıklayın.)

Perşembe, Ekim 11, 2007

DATCA'DA ZAMAN TRT 2 de



Kitap TRT 2 de tanıtılacak.
Tarih: 16 Ekim 2007 , Salı
Zaman: 20.00

Programın adı: Okudukça
Aynı gün gece yarısından sonra saat 01.00 civarında tanıtımın tekrarı var.
Bilgi edinmek isteyenlere duyurulur. Nihat Abi

Salı, Ekim 09, 2007

Cahit Çete (1932) den kısa bir hatıra

II.DÜNYA SAVAŞI'NDA DATCA
2.nci Dünya Savaşı yıllarında, sanırım Almanların Rodos ve Simi Adalarını ele geçirdikleri günlerde, bir günde 300 kadar İtalyan, 60 kadar İngiliz askeri geldi, Datça’ya, bizim köye. Bunlar savaştan kaçabilenlermiş,
İtalyanları köyün camisinde, İngilizleri İlkokulda yatırdılar.
Karanlık çökünce gelen askerler kümeler biçiminde, köyün merkezi olan Çeşme Alanı’ndaki yan sokaklarda dolaşıp konuşuyorlardı. Biz de onları, meraklı bakışlarla gözetliyorduk. Askerler birden dağılıverdi. Ortalıkta kimse görünmüyordu. İlkönce ne olduğunu anlıyamadık. Ortalık birden sessizleşmişti. Gökyüzünde bir uçak sesi duyduk, arkasından bir uçak ışığı göründü. Bizim sık sık gördüğümüz, alışık olduğumuz bir görüntüydü. Ama savaştan kurtulan, ölümden dönüp gelenler için öyle değildi. Gizlenmeleri o yüzdenmiş. Sessizlik çökmese bizlerin uçaktan haberi olmayacaktı.
Bir küme İtalyan sığınmacının içinde bir kadın ilgi çekiyordu. Bir çocuk, annesinin eteklerini tutuyor, diğer bir çocuk zaman zaman annesini emiyor. Çocuk halimizle anladığımız kadar, bir çocuk da karnında var.
Kadın durmadan “Yannimu! Yannimu!” (Yannim, Yannim!) diye çırpınıp ağlıyor. Biz merakla durmadan kadını izliyoruz. Hüseyin Çavuş’un bahçesindeki evin boş bir odasına götürdüler. Durmadan ağlıyor. O sıralar köyde Rumca bilen kişiler var. Birkaç kişi de İtalyanca biliyor. Konuşmalardan sonra durumu açıkladılar.
TİLOS Adası’ndan kürekli, yelkenli iki kayıkla geliyorlarmış. Bunlar bizim Bükceğiz’e çıkmışlar. Diğer kayık kaybolmuş. Ağlaması; “kayık battı, onlar boğuldu” diyeymiş. Onların üzüntüsüne bütün köylünün katıldığını anımsıyorum. Bir kaç gün sonra kaybolduğu sanılan kayığın Bozburun taraflarına çıktığını, birbirini yitirdiğini düşünen tarafların sevince boğulduğunu işittik. Köylü de bir oh! Çekti, sevindi.
İkinci Dünya savaşı sırasında 10-20 kişilik kümeler halinde çok sığınmacı geliyordu. Bunlar çoğunlukla İtalyanlardı. İçlerinde öğretmenler de vardı. Bizim karakola (Knidos karakoluna) da iki Alman sığınmacı geldi. Onlar da fırtınaya yakalandıkları, botları bozulduğu için zorunlu sığınmacı olmuşlar.
Çilliri amcam (Süleyman Çete) o yıllar köy bekçisi. O evleri dolaşır, köye gelen sığınmacılar için ekmek ve yiyecekler toplardı.

Pazartesi, Ekim 08, 2007

GARGI KOYU'NDA DOLUNAY


Gargı Koyu, 1940'lı yıllarda Datça'nın "Cennet Çayırları'ydı. Bugünlerde dolunayı kaldı elimizde.
Bununla yetinmek zorundayız..

GARGI'DA DOLUNAY


Otuz dakika sonra dolunay.

Salı, Ekim 02, 2007

Nicomedian

Nicomedian Blogspot olarak açılmış. Linkini tıklıyarak girebilirsiniz. Güzel yazılarını artık okuyabileceğiz.

Cuma, Eylül 21, 2007

6-7 Eylül'den bir anı

6 Eylül den sonraki Beyoğlu (Sabah Gazetesin den alıntı.)

7 Eylül günü İstanbul'a, Beyoğlu'na indim... Beyoğlu'nda sokaklardan, yağmalanmış bakkalların zeytinyağları akıyordu. O güzelim mağazalar, yangından kalma gibiydi. Küçük çocuklar, kırık oyuncakları, dükkanların önünden topluyordu.
Sıkı yönetim ilan edilmişti. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes, İstanbul'a gelmiş, perişan kenti geziyordu. Beyoğlu'nda yağmadan kurtulan nadir mağazalardan biri Necmi Rıza Ahıskan'ın, kumaşçı dükkanıydı. O gece yağma başlayınca, mağaza sahipleri vitrinlerine bir Türk bayrağı, bir de Atatürk büstü koyarak, kurtulacaklarını hesaplamışlar. Necmi Rıza'nın ağabeyi de, akşam telaşla bir Atatürk büstü koymuş mağazanın vitrinine. Yağmacı kalabalık, Necmi Rıza'nın mağazasına dokunmamış. Ertesi gün Necmi Rıza mağazasına gidince, vitrindeki büstün Atatürk'e değil, Beethoven'e ait olduğunu farketmiş. Ağabeyi o gece telaşla, eline geçirdiği Beethoven büstünü, Atatürk zannedip vitrine yerleştirmiş. Necmi Rıza, "Herkesi Atatürk, beni de Beethoven kurtardı" der ve gülerdi.
Adnan Menderes, 7 eylül günü perişan Beyoğlu'nu, yaşlı gözlerle gezerken, Necmi Rıza'nın mağazasının önüne gelmiş. Aynı zamanda ünlü bir ses sanatçısı olan Necmi Rıza da, mağazasının önünde, başbakanı izliyormuş.
Necmi Rıza o anı şöyle anlatmıştı bana,
-Menderes, önüne eğik başını kaldırınca beni gördü. Bana doğru yürümeye başladı. arkasında generaller, bürokratlar vardı. Yanıma gelince, boynuma sarıldı.Omuzumda hüngür hüngür ağlayacağını zannettim. ağzını kulağıma yanaştırdı."Necmi Bey, sizin mağazada tuvalet var mı?" dedi. Evet böyle dönemlerdi 1950' ler... Artık ne eski İstanbul, ne İstanbul'lu Rumlar, ne Yeniköy'ün pazar piyasaları, ne Adnan Menderes, ne Necmi Rıza var.
O dönemden bugüne kalan tek şey, hala "Kıbrıs Krizi" ve çözümsüzlük
.

Çarşamba, Eylül 12, 2007

DATÇA'DA YAŞAM SAKİNLEŞİYOR

Artık Bloğuma dönmeliyim. Güncelleştirmeler başlamalı. Bu kadar tembellik yeter...
Bukadarı Datcalı'ya bile yakışmıyor.

Salı, Ağustos 07, 2007

EN KÜÇÜK SATICI

ANNE, OYUNCAKLARIMI ALDILAR


Datça Anadolu Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni. Yalnız okulda değil, her zaman her yerde öğretmen. Yaz aylarında Datça’da herkesin yaptığı gibi akşam yemeğinden sonra limana doğru yürüyüşe çıkmıştı Hayriye Öğretmen. Beraberindekiler kendi iki çocuğuyla birlikte hepsi altı çocuktu, kızlı erkekli. Dördü, komşusuna misafirliğe gelenlerin çocuklarıydı.
Cumhuriyet meydanı’nın karşılarında, ana cadde üstünde hediyelik eşya satan küçük dükkanın önünden geçiyorlardı. Dükkanın önünde bir tabureye oturmuş, önünde bir tepsi, tepsinin içinde beş altı tane kullanılmış basit oyuncak. Her çeşit renkten plastik oyuncaklar. Satıcı, ya üç ya da dört yaşlarında bir kız çocuğu… Datça'da o akşamki en küçük satıcıydı sanırım. Hayriye öğretmen durunca çocuklar da durdu. Küçük satıcıya ve sergilediği oyuncaklarına baktılar. Görüntü ilginçti. Hayrıye Öğretmen tepsidekileri işaret ederek çocuğa sordu:
-Bunlar kimin?
-Benim.
-Neden buraya getirdin, satıyor musun yoksa?
-Evet.
-Kaça?
-Ne alıysanız biy liya.
Hayriyanım yanındaki çocuklara seslendi:
-Çocuklar! Yanınızda harçlıklarınız var mı?
Sanki sınıftalarmış gibi, hep bir ağızdan:
-var!
-Haydi, bu kardeşinizi mutlu edelim. Herkes kendine bi oyuncak alsın. Olur mu?
-Olur!
Herkes birer YTL çıkardı cebinden. Rastgele birer oyuncak seçtiler ve birer YTL yi satıcıya verdiler. Önündeki tepsi boşalınca satıcı çocuk, bi’elindeki paralara bi’de boş tepsiye bakarak ağlamaya başladı ve dükkanda müşterilerle ilgilenmekte olan annesine seslendi:
-Anne be!Oyuncaklarımın hepşini aydılar. Bene oyuncak kalmadı…
Maksat satıcıyı mutlu etmek değil miydi? Herkes oyuncakları tepsiye koydu, paralarını geri aldılar. Satıcı çocuk sevinmişti. İçerdeki annesine bu kez mutlulukla seslendi:
-Anne, oyuncaklayımı geyi aldım!
Hayriye öğretmen ve çocuklar gülerek limandaki kalabalığa karıştılar…

Çarşamba, Ağustos 01, 2007

TEKRAR, DATÇA VE "DATÇA'DA ZAMAN"




Datça ve "Datça'da Zaman" Cumhuriyet Gazetesi'nin bugünkü Gezi Eki'nde. (yazıyı okumak için üstüne tıklayın)

Pazartesi, Temmuz 30, 2007

"Datca'da Zaman" Ulusal Basında



"Datça'da Zaman" Cumhuriyet Gazetesi'nin cumartesi günkü EGE ekindeydi.

Cuma, Temmuz 27, 2007

"Datça'da Zaman" tekrar Ulusal Basında



"Datça'da Zaman" Cumhuriyet Gazetesi Gezi eki'ndeydi

yazıyı okumak için üstüne tıklayın.

Salı, Temmuz 17, 2007

"Datça'da Zaman" Cumhuriyet Gazetesi'nde


Okumak için yazının üstünü tıklayınız.

Çarşamba, Temmuz 04, 2007

NESİN VAKFI ÇOCUKLARI


Çocuklar ve görevliler feribottan iniyor.


SUYA BU KADAR TUZU KİM ATTI?

Dört yaşından on altı yaşına kadar, sevimli mi sevimli, zeki mi zeki bir çocuk grubu. Onlarla birlikte bakıcıları; on bir kişi. Yedisi görevli, dördü gönüllü anne. Bodrum üzerinden feribotla geldiler Datca’ya. Aslında Cuma günü geleceklerdi. Ufak bir aksama gelişlerini erteledi Cumartesi gününe . O gün Ege’de Hayıt Çiçeği Rüzgarları’nın en şiddetlisi esiyordu. Meraklı gözlerle gözden geçiriyorduk feribottan inenleri. Yolcuların hepsi karaya çıktıktan sonra göründü çocuklar; kimisi annelerinin (bakıcı anneler) kucağında, kimisi ağbeylerinin ellerine sıkıca yapışmış sarhoş gibiler. Belli ki tekne çok sallamış onları, çoğunu deniz tutmuş.


Ali henüz dört yaşında. Grubun en küçüğü, İyi beslenmesi
gerek.
(Eski Datça'da Antik Cafe Bar'da yemek.)

Program aksamadan gelselerdi cuma günü burada olacaklardı, cumartesi günü de benim bir söyleşim vardı onlarla. Çocuk yaşıma inip Datça’yı öykülerle anlatacaktım onlara. Durumlarını görünce iptal ettik söyleşiyi; çocukların dinlenmesi gerekiyordu.
Nesin Vakfı’nın çocuklarından bahsediyorum. Aygen Hanım’ın destekleriyle ve aktif arkadaşımız Melda’nın da yardımlarıyla Datça’da bir haftalık tatile geldiler.. Tatili kendi çadırlarında yapacaklar. Palamutbükünden yer bulundu. Kardelen Restaurant’ın arka bahçesi kamp yeri olarak belirlendi. Lokantanın banyo, tuvalet ve mutfağını da kullanacaklar. Aslında Palamutbükü’nün bütün esnafı emirlerinde. Ta Eski Datça ve Kaza merkezi İskele’den kucak açanlar var.


Dört yaşındaki Ali'yi, aynı yaşlardayken vakfa gelmiş olan abi besliyor

Onlar, dün Eski Datça’da ağırlandılar. Eski Datçalı çocuklarla kaynaşıp harika bir gün geçirdiler. Akşam yemekleri Antik Cafe’de yedirildi ve güneş batarken kamplarına gitmek üzere yola çıktılar.
Bugün İskele’de tatil yaptılar. Koru’daki Belediye Parkı mekanlarıydı; hem yüzdüler hem salıncaklara bindiler.
Akdeniz’in suyu onlara biraz tuzlu gelmiş olacak. Geldikleri gün hava oldukça sıcaktı. Kampları da tam denizin kenarında. Serinlemek için hemen atmışlar kendilerini buz gibi Akdeniz sularına. Altı yaşındaki Ilgın (sevimli bir kız) ilk kere denize giriyormuş. Denize atlamasıyla çıkması bir olmuş. Ağlamaklı bir tavırla sesini yükselterek şikayetini bildirmiş bakıcı annesine: “Bu kadar çok tuzu kim attı bu suya yaa?..”

nihat.akkaraca@gmail.com