BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN.
Datça ağzıyla:
BAYRAMINIZ SAĞLICAĞNAN...
Tatildekilere sağlıklı, problemsiz, şen şakrak bir tatil dileriz...
Salı, Eylül 30, 2008
Perşembe, Eylül 25, 2008
FENER MESELESİ

Pazar yerindeki çaycı büfesinin önündeki boş taburelerden birine, yerel arkadaşların sohbetini dinlemek için oturmuştum. Sohbet günün olayı olan meşhur FENER üzerineymiş. Tam karşımda oturmakta olan tanış bir arkadaş, çay ısmarlamak için,“Ne alırsın, Nihat?” diye sorduktan sonra devam etti:
-Sen, gazete okuyan, az çok siyasete gulak veren birisin, şu fener konusunu deyivesene bene; hangi feneri gaçırmışla Alamanya’ya? Nasıl sökük götümüşle goca feneri? diye sorduğunda
Arkadaşımın kulakları ağır işittiğinden ötürü, dilim döndüğünce, bağıra bağıra anlattım FENER’in özetini..
Bu kez de tam anlayamadı ya!
-Ne ilgisi va senin anlattığınla denizdeki fenerin? dedi…
Bi kez daha anlatmayı denemedim.
-Sen, gazete okuyan, az çok siyasete gulak veren birisin, şu fener konusunu deyivesene bene; hangi feneri gaçırmışla Alamanya’ya? Nasıl sökük götümüşle goca feneri? diye sorduğunda
Arkadaşımın kulakları ağır işittiğinden ötürü, dilim döndüğünce, bağıra bağıra anlattım FENER’in özetini..
Bu kez de tam anlayamadı ya!
-Ne ilgisi va senin anlattığınla denizdeki fenerin? dedi…
Bi kez daha anlatmayı denemedim.
Çarşamba, Eylül 24, 2008
ILICA SU DEĞİRMENİ'NDE İLK ETKİNLİK
Derneğimiz yerel tarih ve kültürümüzü çeşitli etkinliklerle öğrenmek, paylaşmak ve aktarmak amacında. Değirmendeki ilk etkinliğimizde Datça'da olan herkesi aramızda görmekten mutluluk duyacağız.
DATÇA YEREL TARİH DERNEĞİ
Program:
1-Değirmeni ziyaret
2-Değirmenin tarihi konulu sohbet (Nihat Akkaraca, Ergin Bircan, Selma Ünal)
3-Nihat Akkaraca ile söyleşi ve "Datça'da zaman" adlı kitabın imza töreni
Tarih: 27 Eylül 2008
Saat. 15.30
Yer: Ilıca Su Değirmeni
Cumartesi, Eylül 20, 2008
"Datça'da Zaman" The Symi Visitor Gazetesinde
Perşembe, Eylül 04, 2008
DATÇA-KNİDOS 2.NCİ ULUSLARARASI HALK DANSLARI YARIŞMASI
Son yıllarda bu festivali balkondan seyretme şansımız doğdu. Kortejin en başında Milas'ın Dibekdere Köyü'nden gelen müzisyenlerimizi görüyorsunuz. Sağda Sırbıstan grubu.
Ruslar oldukça rahat hareketleriyle, etrafa gönderdikleri gülücükleriyle yol kenarındaki izleyicilere sempati dağıtıyorlar.


Cumhuriyet Meydanı'nda yapılan halk dansları gösterilerinden sonra bütün gruplar bir araya gelerek resim meraklılarına poz verdiler.
Romenler
giysileriyle, Sierra Leonalılar özellikleriyle (multıcolor) bir kortej görüntüsü yarattılar.
.
Gösteriler 7 Eylüle kadar devam edecek.
Program:
4 Eylül Perşembe
17.30: Polonya-Yakutistan KNİDOS'ta
18.30: Yakutistan Palamutbükü'nde
18.30: Polonya Hayıtbükü'nde
17.30. Sırbıstan-Romanya EMECİK'te
18.30: Romanya-Sırbıstan KIZLAN'da
21.30 Afrika-Rusya Amfitiyatroda
5 Eylül Cuma
17.30 Sırbıstan-Romanya Knidos
17.30 Afrika-Rusya HIZIRŞAH'ta
21.30 Polonya-Yakutistan Amfitiyatroda
6 Eylül Cumartesi
17.30 Afrika-Rusya KNİDOS'ta
17.30 Polonya Reşadiye
17.30 Yakutistan ESKİ DATCA
21.30 Sırbistan-Romanya Amfitiyatro
İyi eğlenceler...
1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ
Üç gün süren "Datça'da Uluslararası şiir buluşması"nın hemen ardından,
1 Eylül Dünya Barış Günü Ege'nin mavi sularında atılan kulaçlarla böyle kutlandı.
(Neredeyse Symi Adası önlerindeyiz)
Sabahın erken saatlerinde Symi'den ve Datça'dan suya atlayan yüzücüler, beş saat yüzerek iki yakanın ortalarında buluştular.
Aynı akşam Datça'dan çok küçük bir grup protokol olarak Symi'ye gidip akşam etkinliğine katıldı. Vize sorunu yüzünden fazla insan bizim taraftan gidemedi.
2 Eylül akşamı bir tekne dolusu Symili Datça'ya gelerek, amfitiyatroda Fuat Saka'nın müziği eşliğinde muhteşem bir kutlama yaptılar.
Salı, Eylül 02, 2008
Çarşamba, Ağustos 27, 2008
"Mutfaklardan Taşan Öyküler"i baştan sona okumaktayım. Okumakta değil, adeta yemekteyim kitabı. Daha önce yaz aylarının koşuşturmasıyla şöyle bi göz atmıştım. Büyük bir özen ve özveriyle derlenmiş yemek ve mutfak öyküleri.Ellerine ve aklına sağlık Tijen İneltong... Yazmakta olduğun kitabı da dört gözle bekliyoruz.
Salı, Ağustos 26, 2008
Pazar, Ağustos 17, 2008
MAVİLİMON DATÇA'DAYDI
İki yıldır bloğundaki gezi yazılarından bildiğimiz Mavilimon yazarı Ayşegül'e, bahçemizdeki yeşil limondan limonata sunduğumuz, yüz yüze, hem de sevgilisiyle beraber tanıdığımız an. Hiç bitmesini istemediğimiz tatlı bir sohbet. Ne yazık ki -Datça tatillerinin son günü olduğundan-iki saatlik bir zamanın iki dakikaymış gibi geçip gitmesi.
Tekrar görüşmek üzere Ayşegül ve Behçet Bey...
Cuma, Temmuz 18, 2008
Perşembe, Temmuz 17, 2008
BİR DERGİ, BİR RESİM, BİR YAZI
Çarşamba, Temmuz 16, 2008
Alâkasız Benzetme
Denizin kenarındaki masaya oturmuşlar ama, denizin farkında değillerdi. Yoksa denize sırtları dönük oturmazlardı.. Hergün deniz kıyısındaki çay bahçelerinde oturduklarından çaylarını yudumlarken denize doğru bakmanın bi önemi yoktu. İkisi Datça’nın yerlisi, biri de yıllardır Datça’da yaşadığından yerlisi gibiydi artık. Günaydın diye seslenişime, buyur otur, diye cevap verdiler. Fazla zamanım yoktu, ama kısa zaman için de olsa oturmak istedim.
Datçalı M. Ali Dükali anlatıyor, Sami Acar dinliyordu. Benim ise gözüm önümdeki gazetede, kulağım Dükali’nin anlattıklarındaydı. Biz Datçalılar’ın çoğunun bir kulağı ağır işitir veya hiç işitmez. Bunu araştıran bazı tıp adamları Datça’da çok esen poyraz rüzgarını sebep olarak göstermişler. Olabilir...
M. Ali Dükali’nin anlattıklarına ara ara kulak kabartınca şu kadarını anladım:
İstanbul’da oturan birinin başına gelenler kul başına gelmemiliymiş. Biri altı yaşında diğeri dört yaşında iki çocuğu olan bu adamın bi de çok iyi yürekli(!), uzun süre istanbulda yaşadığından Türkçe’yi neredeyse bizim gibi konuşan Bengladeşli bi de komşusu varmış. Fakat ne yazık ki evleneli epey zaman olmasına karşın bu Bengladeşli'nin çocukları olmuyormuş.
Çocuğu olmayan Bengladeşli bi gün biri altı yaşında kız, diğeri dört yaşında oğlan çocukları olan bu aileyi ziyaret ederek önemli bişey konuşacağını söylemiş. Bizimkiler Bengladeşli’yi can kulağıyla dinleyip isteğini memnuniyetle kabul etmişler.
İsteği şuymuş:
Adamın iki gün önce gördüğü rüyasında ak sakallı bi ermiş karşısına çıkıp konuşmuş:
“Benim dediklerimi yapmadığın müddetçe çocuk sahibi olamayacaksın.”demiş. Daha önceleri de birkaç kez rüyasında karşısına çıkıp aynı şeyleri söylemişmiş o ermiş.
Ermişin Bengladeşli’ye söyledikleri:
“Çocuğum olmuyor diye bekleyeceğine, komşunun altı yaşındaki kızı Elif’i yanına al, bir umre ziyareti yap. Ondan sonra bak gör Allah sana kaç tane çocuk verecek.. Hem komşunun kızı da çocuk yaşında yarı hacı olmuş olacak, Kâbe’yi görmüş olacak…”.
Altı yaşındaki Elif’in babasının aklı bu işe yatmış. Olur deyivermiş. Nasıl olsa kızının gideceği yerde hiç bi kötülük yokmuş. Ne disko ne de plaj. Sadece ahlâklı insanların kol gezdiği bir yer… diye düşünmüş baba.
Zamanı gelince Elif’i katmışlar çocuğu olmayan, iyi kalpli, iyilik sever, Bengladeşli ailenin yanına. Havaalanından uğurlamışlar. Uğurlayış o uğurlayış; ne iyi kalpli Bengladeşli komşuları ne de Elif’leri geri gelmiş bir daha. Olay bu…
M.Ali Dükali anlatısını bitirdiğinde derin bi sessizlik oldu. Ardından Sami Acar konuştu:
“Kızı umreye götüren bankacıyı neden bulamamışlar? Türkiye’deki bankaların hepsine sorsalardı ya!” dediğinde, yarım saattir bunları anlatan M. Ali Dükali’nin yüz ifadesini görmeliydiniz. “Bengladeş’i Banka anlayan adama ben bu olayı bi kez daha anlatmam.” dedi.
Bana döndü:
“Nihatçıım! Sen de gazeteye bakıyordun ama, anlattıklarımı anladın mı?” dediğinde, başımla evet anlamına onayladım.
M.Ali Dükali:
“Eyi, hiç olmazsa bi kişi dinlemiş ve anlamış, boşa konuşmamışım.” dedi.
Anlatılanları pür dikkat dinlemiş olan Sami’nin Bengladeş’i bankayla nasıl özdeşleştirdiğini de ben anlayamadım…
Datçalı M. Ali Dükali anlatıyor, Sami Acar dinliyordu. Benim ise gözüm önümdeki gazetede, kulağım Dükali’nin anlattıklarındaydı. Biz Datçalılar’ın çoğunun bir kulağı ağır işitir veya hiç işitmez. Bunu araştıran bazı tıp adamları Datça’da çok esen poyraz rüzgarını sebep olarak göstermişler. Olabilir...
M. Ali Dükali’nin anlattıklarına ara ara kulak kabartınca şu kadarını anladım:
İstanbul’da oturan birinin başına gelenler kul başına gelmemiliymiş. Biri altı yaşında diğeri dört yaşında iki çocuğu olan bu adamın bi de çok iyi yürekli(!), uzun süre istanbulda yaşadığından Türkçe’yi neredeyse bizim gibi konuşan Bengladeşli bi de komşusu varmış. Fakat ne yazık ki evleneli epey zaman olmasına karşın bu Bengladeşli'nin çocukları olmuyormuş.
Çocuğu olmayan Bengladeşli bi gün biri altı yaşında kız, diğeri dört yaşında oğlan çocukları olan bu aileyi ziyaret ederek önemli bişey konuşacağını söylemiş. Bizimkiler Bengladeşli’yi can kulağıyla dinleyip isteğini memnuniyetle kabul etmişler.
İsteği şuymuş:
Adamın iki gün önce gördüğü rüyasında ak sakallı bi ermiş karşısına çıkıp konuşmuş:
“Benim dediklerimi yapmadığın müddetçe çocuk sahibi olamayacaksın.”demiş. Daha önceleri de birkaç kez rüyasında karşısına çıkıp aynı şeyleri söylemişmiş o ermiş.
Ermişin Bengladeşli’ye söyledikleri:
“Çocuğum olmuyor diye bekleyeceğine, komşunun altı yaşındaki kızı Elif’i yanına al, bir umre ziyareti yap. Ondan sonra bak gör Allah sana kaç tane çocuk verecek.. Hem komşunun kızı da çocuk yaşında yarı hacı olmuş olacak, Kâbe’yi görmüş olacak…”.
Altı yaşındaki Elif’in babasının aklı bu işe yatmış. Olur deyivermiş. Nasıl olsa kızının gideceği yerde hiç bi kötülük yokmuş. Ne disko ne de plaj. Sadece ahlâklı insanların kol gezdiği bir yer… diye düşünmüş baba.
Zamanı gelince Elif’i katmışlar çocuğu olmayan, iyi kalpli, iyilik sever, Bengladeşli ailenin yanına. Havaalanından uğurlamışlar. Uğurlayış o uğurlayış; ne iyi kalpli Bengladeşli komşuları ne de Elif’leri geri gelmiş bir daha. Olay bu…
M.Ali Dükali anlatısını bitirdiğinde derin bi sessizlik oldu. Ardından Sami Acar konuştu:
“Kızı umreye götüren bankacıyı neden bulamamışlar? Türkiye’deki bankaların hepsine sorsalardı ya!” dediğinde, yarım saattir bunları anlatan M. Ali Dükali’nin yüz ifadesini görmeliydiniz. “Bengladeş’i Banka anlayan adama ben bu olayı bi kez daha anlatmam.” dedi.
Bana döndü:
“Nihatçıım! Sen de gazeteye bakıyordun ama, anlattıklarımı anladın mı?” dediğinde, başımla evet anlamına onayladım.
M.Ali Dükali:
“Eyi, hiç olmazsa bi kişi dinlemiş ve anlamış, boşa konuşmamışım.” dedi.
Anlatılanları pür dikkat dinlemiş olan Sami’nin Bengladeş’i bankayla nasıl özdeşleştirdiğini de ben anlayamadım…
Salı, Temmuz 08, 2008
DATÇA'DA MEVSİMLİK AŞKLAR
Uzunca bir zaman yurtdışında kalmış, evlenme zamanı gelince memleketine dönmüş, iyi bir evlilik yapmıştı. Kocası Datçalı’ydı ve işi de Datça’daydı. Mutlu çifte geçtiğimiz yortu günlerinde Avrupa ülkelerinden birinden uzun vaadeli bi misafir geldi, uzunca bir zaman kalacaktı. Misafir bekârdı. Sarışının fıkır fıkır kaynayan bir yapısı olduğundan gelir gelmez bi sevgili buldu veya sevgilisi onu buldu. Sanırım ikinci şık daha doğruydu. Ev sahibesinin avrupa ülkesinde kaldığı yıllarda tanıdığı çok samimi arkadaşıydı. Avrupalı kızın haziran ayı ortalarına kadar keyfine diyecek yoktu. Ama, ne olduysa o günlerde oldu, fıkır fıkır kaynayan, yerinde duramayan kıza bişeyler oldu. Yüzü gülmüyor, dili eskisi gibi söylemiyordu Sanki dünyaya küsmüştü. O günlere kadar akşam yemeğini bile dışarıda yiyip, dönünce gününün ne kadar güzel geçtiğini anlatan sarışın, evden de çıkmaz olmuştu…
Geçen gün evin balkonunda yemeklerini yedikten sonra kahvelerini içerlerken ev sahibesi, arkadaşını sorguya çekti. Sorgulama yarı şaka yarı ciddi devam ederken evin erkeği de günlük gazeteye göz atmaktaydı, ama kulakları da karısıyla misafir kızın konuşmalarındaydı. Kız her şeyi açıkladı. Datçalı sevgilisi başka bir kız arkadaş bulmuş, onu terketmişti. Onu üzen buydu.
Datça’daki yaz aşıklarını iyi tanıyan adam, gazeteden başını kaldırmadan teselli etti Avrupalı sarışını:
“Üzülme kızım, Eylül sonuna kadar sık dişini. Eylülün sonuna doğru o gelip garanti seni bulacak, ayaklarına kapanacaktır…”
Geçen gün evin balkonunda yemeklerini yedikten sonra kahvelerini içerlerken ev sahibesi, arkadaşını sorguya çekti. Sorgulama yarı şaka yarı ciddi devam ederken evin erkeği de günlük gazeteye göz atmaktaydı, ama kulakları da karısıyla misafir kızın konuşmalarındaydı. Kız her şeyi açıkladı. Datçalı sevgilisi başka bir kız arkadaş bulmuş, onu terketmişti. Onu üzen buydu.
Datça’daki yaz aşıklarını iyi tanıyan adam, gazeteden başını kaldırmadan teselli etti Avrupalı sarışını:
“Üzülme kızım, Eylül sonuna kadar sık dişini. Eylülün sonuna doğru o gelip garanti seni bulacak, ayaklarına kapanacaktır…”
Pazar, Temmuz 06, 2008
GİRİT MANİLERİ
Uzunca bir zamandır öykülü Datça manileriyle haşır neşirim. Zannediyordum ki diğer toplumların mani geleneği pek yok. İrlandalılar’ın Limerik dedikleri manileri olduğunu biliyordum. Hatta “One Thousand and One Limericks” adlı bir kitap getirttim. O kitaptaki İrlanda manileriyle bizim manileri kıyaslama fırsatını buldum. Belki Azerbeycan, Özbekistan gibi toplumların da mani gelenekleri vardır; kesin kes bilmiyorum.
Ama, bu arada elime bir mani kitabı geçti; “Belleklerdeki Güzellik, Girit Manileri, Atasözleri…” Kitap, Lozan Mübadilleri Vakfı tarafından hazırlanmış. Bursa Lozan Mübadilleri Derneği; Ayvalık Belediyesi; Edirne, Lozan Mübadiller Derneği; Avrupa Birliği Türkiye delegasyonu tarafından desteklenmiş ve yayımlanmış.
Çok ilginç maniler ve deyimlerle dolu bir eser. Mani ve deyimler Girit Rumcası’yla düzülmüş ve yazılmış. Giritlilerin Rumcası çok değişik olduğundan kullanılmış olan dile “Giritçe” bile denebilir. Aşağıdaki örneklerde gördüğünüz gibi Rumcasını da vermişler. Rumcada ses ve hece uyumu var.Türkçeye çevrilince ses ve hece uyumu tutmamış . Ama, Rumca okuyup, Türkçe anlamına baktığımda bile ilginç geldi bana.
Bunları bizim Datça manileriyle karşılaştırınca bizimkilerin, çok daha geçerli ve anlamlı olduğunu anladım. Maniler kitabını yayımlamak için elimi çabuk tutmam gerekecek…
Girit Manilerinden birkaç örnek:
Sto parathiro kathese, ti vraka su gazonis
Çe pano sta gazomata, to nu su anemazonis.
Pencerede oturmuş, şalvarını dikersin
Dikişlerin üstüne, düşünceni dökersin
*********
Sto parathiro kathese, lemoni katharizis
To dahtilaki su kopses, çe mena fovarizis.
Pencerede oturmuş, dilimlerken limonu
Parmağını kesince, koparırsın ödümü
*********
Ti mandinades dio fores, katholu mi da leyis
Yati tharun i kopelyes, pos ali den kateşis,
Bir maniyi üst üste, söyleme sakın asla
Çünkü kızlar sanır ki, mani bilmezsin başka
Ama, bu arada elime bir mani kitabı geçti; “Belleklerdeki Güzellik, Girit Manileri, Atasözleri…” Kitap, Lozan Mübadilleri Vakfı tarafından hazırlanmış. Bursa Lozan Mübadilleri Derneği; Ayvalık Belediyesi; Edirne, Lozan Mübadiller Derneği; Avrupa Birliği Türkiye delegasyonu tarafından desteklenmiş ve yayımlanmış.
Çok ilginç maniler ve deyimlerle dolu bir eser. Mani ve deyimler Girit Rumcası’yla düzülmüş ve yazılmış. Giritlilerin Rumcası çok değişik olduğundan kullanılmış olan dile “Giritçe” bile denebilir. Aşağıdaki örneklerde gördüğünüz gibi Rumcasını da vermişler. Rumcada ses ve hece uyumu var.Türkçeye çevrilince ses ve hece uyumu tutmamış . Ama, Rumca okuyup, Türkçe anlamına baktığımda bile ilginç geldi bana.
Bunları bizim Datça manileriyle karşılaştırınca bizimkilerin, çok daha geçerli ve anlamlı olduğunu anladım. Maniler kitabını yayımlamak için elimi çabuk tutmam gerekecek…
Girit Manilerinden birkaç örnek:
Sto parathiro kathese, ti vraka su gazonis
Çe pano sta gazomata, to nu su anemazonis.
Pencerede oturmuş, şalvarını dikersin
Dikişlerin üstüne, düşünceni dökersin
*********
Sto parathiro kathese, lemoni katharizis
To dahtilaki su kopses, çe mena fovarizis.
Pencerede oturmuş, dilimlerken limonu
Parmağını kesince, koparırsın ödümü
*********
Ti mandinades dio fores, katholu mi da leyis
Yati tharun i kopelyes, pos ali den kateşis,
Bir maniyi üst üste, söyleme sakın asla
Çünkü kızlar sanır ki, mani bilmezsin başka
****************
Not: Mani1 sözcüğünün Rumcadaki karşılığı: Madinada, ya da çoğul şekliyle, Madinades. Sözcüğün etimolojisine baktığımızda, Yunanca'da "Bilicilik, kehânet ya da bilmece" anlamına gelen "Mandema" sözcüğüyle ilişkilendirilebilir.
(Kaynak: Belleklerdeki Güzellik, GİRİT. maniler, Atasözleri, Deyimler, tekerlemeler...)
Perşembe, Temmuz 03, 2008
Etkinlikler
Datça'da Sinema Günleri, 1 Temmuz Kutlamaları, Global ısınmayı protesto eden bisiklet grubunun etkinlikleri ve aynı gün Pir Sultan Abdal Derneği'nin düzenlediği "Sivas Katliamını anma gecesi. Hepsi birbirine girmiş durumda Datça'da. Bu etkinlikleri kaydedip sizinle paylaşmak için buraya taşımak isterdim ama zamanım olmadığından sadece aşağıdaki "Muzo" linkini tıklamanızı öneririm. Muzaffer hocam izliyor, resimliyor ve bloğunda yayınlıyor.
Çarşamba, Temmuz 02, 2008
SİVAS KATLİAMININ YILDÖNÜMÜ
Bugün Sivas Madımak Oteli katliamının yıldönümü. O katliamda kaybettiğimiz değerleri saat 21.30 da Ecevit Kültür Merkezi'nde, Pir Sultan Abdal derneği'nin düzenlediği bir etkinlikle anacağız. Anacağız ki unutmayacağız. Unutmayacağız ki sürüler bir daha insanlara, gerçek insanlara saldırmadan önce biraz düşünsünler... Düşünsünler? (!)
Pazar, Haziran 29, 2008
DATÇA SİNEMA GÜNLERİ


Datça Sinema Günleri başladı. "Ustaya Saygı" adıyla bu yıl üçüncüsü yapılan festivalin yıldızı Hülya Koçyiğit. Dün Ecevit Kültür Merkezi'nde gösterilen bir Datça belgeseliyle başlayan etkinlik, belediye salonlarında açılan "Sinema Afişleri" sergisiyle devam etti. Akşam amfi tiyotroyu dolduran iki binden fazla Datçalı'yla, etkinliğe katılan sinema oyuncuları ve yönetmenler yaptıkları konuşmalarla dinleyicilerle bütünleştiler. Hülya Koçyiğit, Mustafa Altıoklar, Nehir Erdoğan, Halit Akçatepe, Nur Sürer, Halit Refiğ, Berhan Şimşek gibi ünlülerin katıldığı festival bir hafta devam edecek.
Datça'yı çok sevdiklerini defalarca söyleyen sanatçılara, Datça'yı daha iyi tanımaları için, yaşanmış Datça öykülerini okusunlar diye birer "Datça'da Zaman" hediye ettik.
Perşembe, Haziran 26, 2008
Güzel Haber.
Bugünkü Datça Express gazetesinde gördük haberi. Datça'daki ressamlar kendilerine ait bir sokak istiyorlar. yani, Ressamlar Sokağı. Haydı hayırlısı. Bundan daha güzel istek, bundan daha güzel haber olur mu?
Zaten bir yıldır düşünüyordum, buraya yerleşen ressamlara rastladıkça... Ben, bir dernek kurabilirler diye düşünürken , bir sokak istemelerini daha da ilginç buldum. Onları canı gönülden desteklediğimi söyleyebilirim. Eşim de resim kursuna gidiyor bir aydır. Bakarsın Ressamlar Sokağı'nda biz de yerimizi alabiliriz. Haydi arkadaşlar bu öneriye hepimiz arka çıkalım. Datça'nın değişik bir renk kazanmasına yardımcı olalım...
Zaten bir yıldır düşünüyordum, buraya yerleşen ressamlara rastladıkça... Ben, bir dernek kurabilirler diye düşünürken , bir sokak istemelerini daha da ilginç buldum. Onları canı gönülden desteklediğimi söyleyebilirim. Eşim de resim kursuna gidiyor bir aydır. Bakarsın Ressamlar Sokağı'nda biz de yerimizi alabiliriz. Haydi arkadaşlar bu öneriye hepimiz arka çıkalım. Datça'nın değişik bir renk kazanmasına yardımcı olalım...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





