Pazartesi, Ocak 22, 2007

ESKİDEN

Anamdan dinlediklerimden biri.

Dedem, (Anamın babası) 1881 de Datça’da doğmuş. İlkokuldan sonra Rodos’a bir Medreseye eğitim için gönderilmiş. (O yıllarda aynı medresede eğitim almış 20 Datçalı var.) Hem hoca hem öğretmen olarak eğitilmişler. Bu adamların dinlere ne kadar geniş açıdan baktığını burada anlatmam uzun sürer. Zaten anamın ağzından anlatacaklarım onun/onların hakkında bir fikir verecek sizlere…
Anamın anlattıkları:
“Bubam medreseyi bitirince Datça’ya dönmüş. Döner dönmez evlendirmişler onu. Eski Datça’nın ağası Gaba Osman’ın kızıyla. Evlendiğinden üç ay sonra Rodos’a çağırmışlar. Orada o zaman “Kanduri Camisi” diye anılan, sonradan adı Süleymaniye Camisi’ne çevrilen bir camide imamlık vermişler. Doğal olarak, yanında Annemi de götürmüş. 1902 de ben orada dünyaya gelmişim. Ailenin ilk çocuğu olduğumdan beni epey şımartmış olacaklar ki; iki yıl sonra Datça’ya döndüklerinde Anneannem bubama şunu demek zorunda kalmış: “Oğlum böyle bi çocuğu taa Rodos gibi yerden buraya kadar neden taşıdın? Tekneyle gelirken denize atıveseydin ya!...”
Benim yaramazlığım onu o kadar bunaltmış ki, bu cümleyi herhalde mecazi anlamda kullanmış olacak. Yoksa beni çok sevdiğini bilirdim.
Datça’ya döndükten sonra, bubam Karaköy camisinde imam, ilkokulunda da öğretmen olarak çalışmaya başladı. Yedi yaşımdayken anneciğimi kaybettim. Öksüz kalmıştım. Ben 8-10 yaşlarına geldiğimde Eski Datça’da yaşayan Rum kızlarıyla da arkadaşlık ediyordum.. En çok beraber olduğumuz kızlar ise Papasoğlu adıyla anılan Papasaki’nin üç kızıydı. Pazar günleri dışında hergün beraber oynadığımız üç kız, pazar günleri giyinir kuşanırlar, sanki bana nispet edercesine Eski Datça’nın üç kilometre uzağındaki kiliseye giderler. Tabii babaları ve anneleriyle. Akşama kadar da gelmezlerdi Bu arkadaşlarım bana, ayinden sonra orada piknik yaptıklarını anlatırlardı.. Bu yüzden Pazar günlerini sevmez olmuştum. Çünkü o gün en sevdiğim arkadaşlarımdan mahrum kalıyordum.
Bir cumrtesi akşamı çocuk aklımca bir plan yaptım. Sabah erkenden kalktım., toprağı suyla karıştırıp bir güzel kırmızı çamur yaptım. Papaz ve kızları bizim bahçenin kenarındaki yoldan geçerlerdi. Duvarın arkasına saklandım. Tam kızlar geçerken çamuru avuç avuç alıp kızların o güzel elbiselerine attım. Bir çığrışmadır gitti. Babaları hemen bizim eve yönelip bubama şikayete başladı. Ben kaçmıştım ama öğleyin eve gelince iyi bir ceza aldım bubamdan. İki gün evden çıkmama cezası. Bubam caminin imamı; papazoğlu kilisenin rahibiydi. Aralarından su sızmazdı.
Ertesi Pazar aynı planı tekrar uyguladım. Hapis cezam dört güne çıktı. Bubam bana 'Sen ne fermansız çocuksun' diye bağırıyordu. Üçüncü kere yaptığımda bubam bambaşka bir tedbirle geldi Papazoğlu’nun karşısına.:
'Papaz Efendi, kusura bakma. Ben bununla başa çıkamayacağım. Anasını kaybettik. Öksüz olduğundan daha fazla ceza veremiyorum.Bu benim kız senin kızları çok seviyor ve de kıskanıyor. En iyisi her Pazar kiliseye giderken sen bunu da al senin kızlarla o da gelsin,' dedi. İşte benim beklediğim de buydu. O günden sonra ben her Pazar günü Rum arkadaşlarımla kiliseye gider en arkadaki koltuklardan birine oturur ayini seyrederdim. Ayinden sonra da piknik yapardık…”.
O yıllarda 300 nüfuslu bir köyde Hristiyan papazla Müslüman hoca yan yana, dayanışma içinde... Bugün bile hala cami ve kiliseleri yan yana durmaktalar, Hızırşah yolunda...


Anam kiliseye gittiği için Hristiyan olmadı. 85 yaşındayken bile mevlüt okuyacak kadar dinine bağlıydı.
Bir de bugünlere bakın…

4 yorum:

Meltem dedi ki...

Bu hikayeyi okurken gözlerim doldu. Nerde hoşgörü? nerede bu derinlik, nerde bu bilgelik? bu insanlarla birlikte o da göçüp gitti bu dünyadan herhalde. Herşey artık o kadar yüzeysel yaşanıyor ki. Bu hikayelerden çıkarılacak çok ders var ama anlayana!

Adsız dedi ki...

Ne kadar anlamlı bir anı gerçekten. Hoşgörü artık başkasından hoşgörü isteyenlerde bile yok. Hrant Dink'in ardından yazılanlara bakıyorum da kardeşiz, özgürlükçüyüz derken bile birbirini hedef göstermeler, galiz küfürler gırla gidiyor.

Adsız dedi ki...

Yukardaki yorumun sahibi benim. Hata ettim anonim çıktı.

Nihat Akkaraca dedi ki...

Hoşgeldiniz bloğuma, şebnem ve Nicomedian. Sizleri burada görmem güç, kuvvet veriyor insana. Ne mutlu bana. Böylesine okuyucularım var. Sağolun