Perşembe, Mart 09, 2006

ESKİ DATCA'DA EV YAPIMI





O yıllarda ev, yalnız gereksinim olunca yapılırdı. Hiç kimse “Ben ev yapıp satayım” diye ev yapmazdı. Daha çok, ailede evlenecek erkek varsa, bir eve gereksinim duyulurdu. O zamanlar ortalarda mimar, mühendis olmadığından yapılacak ev örneği, etraftaki evlerden seçilirdi. Yapılacak evin türünün seçiminde, ailenin sosyal, ekonomik durumu etkiliydi. Bazı aileler yaşadıkları eve bir oda ilave ederek, oğullarının kendi yanı başlarında, “büyük aile” şartları içinde yaşamasını isterlerdi.. Bu sistemde evlenecek olan erkeğin sosyal güvencesi düşünülürdü sanırım. Mevcut aile içinde beraber çalışıp, beraber harcamaları daha güvenceli ve daha ekonomik oluyordu. Kaldı ki evlenen çocuk, evlendikten sonra da ailesinin tarlasında çalışacak olduğundan bu sistem, daha pratik bir yol olarak görülürdü.
Fakat, bu kuralı etkileyen başka faktörler de ortaya çıkabilir ve çok zaman bu kural yürümez. Bazen, kız evi, bazı şartlarla çıkar oğlan evinin karşısına. Mesela, şu mani Eski Datca’da o yıllarda yakılmıştır ve o günleri bu güne aktaran önemli bir halk dizesidir:

Evini yümsek yaptır (Yümsek=Yüksek)
Pencerene cam dakdır
Benim gızı istersen
Çifte bilezik yaptır.

Bu dizeleri açıklarsak, ev tipini etkileyen bambaşka faktörler olduğunu görürüz.
Maninin yakıldığı yıl 40’lı yıllar, sanırım. Olayın geçtiği günleri ben kendim hatırladığıma göre o zaman 11-12 yaşlarındaydım.
Eski Datca’nın güzel kızlarından biriydi Nergis. Çoban Amad’ın üç kızından biri. Hızırşah Köyü’nden Memed, (ona “İnce Memed” derlerdi) Nergis’e öylesine aşıktı ki, bu aşk dillere destan oldu. İki aile arasında yapılan basit bir törenle nişanlandılar. İnce Memed neredeyse Eski Datca’da yaşamaya başladı. Nergis’den ayrı kalmamak için köyüne gitmiyor, Nergis’in ailesi için çalışıyordu. Mali sıkıntılar yüzünden nişanlılık herhalde bir yıl kadar uzayınca, Nergis’e Kuşadası'ndan başka bir talip çıktı. Belki de talip kendiliğinden çıkmadı. Nergis’in ablası daha önce Kuşadası'na evlenmişti, yenidamat adayını o buldu sanırım. Nergis’in anası, Dudu, iki talip arasındaki farkı düşünmeye başladı. Kuşadası'ndaki adayın iki katlı evi vardı. Evlenirse kızı Nergis, o evde yaşayacaktı. İnce Memed’in evi yer evdi. Kuşadası'ndaki damat adayının evinin penceresi camlıydı; İnce Memed’in evinin pencereleri ağaç kepenkliydi. Kuşadası'ndaki aday iki bilezik takacaktı. İnce Memed tek bilezik takmıştı; o da sırça bilezikti. ( o zamanlar camdan yapılmış bileziklere "sırça bilezik" derlerdi.
Bir ara bir dedikodu yayıldı Eski Datca’ya: Nergis’i nişanlısından ayırmışlar. Yani, nişanı atmışlar, Kuşadalı Ayhan’a söz kesmişler,diye
İnce Memed’in ailesi, kız evini yeniden ikna edebilmek için ne kadar uğraştıysa da olmadı ve iki ailenin arası iyice açıldı. Birbirlerine laf göndermeye başladılar. Bu göndermeler arasında, kızın anası Dudu, yukardaki maniyi yolladı İnce Memedler’e.
Bu ayrılıktan sonra İnce Memed, Nergis' e bir mani yolladı:
Burgaz yolu mezerlik
Oturu tütün dizerdik
Şindiki gızların nişanı
İki altın bilezik
Çünkü, Memed'e göre Nergis iki bileziğin hatırı için onu terkediyordu...

Nergis’in buruk bir düğünü olmuştu o zaman. Çünkü Eski Datca ve Hızırşah halkı, Memed’in tarafını tutarak düğüne katılmadı. İki sevdalıyı ayıran Çoban Amad Dudusu hakkında demedik laf bırakmadılar. Sonuçta, Nergiz gelin oldu ve vapurla Kuşadası’na uğurlandı. Eski Datca’dan bir manici, bu olayı bir maniyle belgeledi:

Bugün ayın otuzu
Gider Vapur Yolcusu
Memed’ciği çıldırttı
Çoban Amad’ın Dudusu.

Dudu, Çoban Amad'ın karısı olduğundan "Çoban Amad Dududsu" derlerdi.

Kanımca, bu kısa öykü ve iki mani, Datca’da ev yapımını etkileyen faktörlerden birini ortaya koyuyordur..
Erkek tarafı, bir kızı istediğinde ilk konuşulan konudur ev konusu. Evi var mı? Nasıl bir ev yapacak? kızımız kayınvalidesiyle mi oturacak? Ev yapılacaksa, nasıl bir ev yapılacak? yer ev mi? Yümsek evmi? İkikatlı ev mi? İstekler böyle sıralanır ama, sonucu gene ekonomik durum etkiler.
Ortalarda mimar, mühendis olmadığından, yapılmış olan evlerden, kafalarındaki tasarıma en uygunu örnek olarak alınır ve hazırlığa başlanır.
Yapılacak ev tipleri bellidir:
1-Yer ev: yere, zemine oturtulmuş, bir hanay bir odadan ibaret en basit taş evdir. Çatısı kiremit değil topraktır.
2-Yüksek ev. (Datca aksanıyla “Yümsek ev.”) Yerden bir buçuk metre kadar yükseltilerek, ağaçtan taban çakılmış, dört-beş basamaklı merdivenle girilen, zemin katın kiler veya depo gibi kullanıldığı tipik bir taş ev. Bu tip evlerin de damı geren (Su geçirmez, killi toprak) dir.
3-İki katlı ev: Daha çok Rum evleri. Bu evi yaptıranlar varlıklı kişilerse, evin pencereleri camlıdır. Eski Datça’yı dolaşırken görürsünüz. Bu tip evler hep bir adla anılırlar: Karanik Evi, Hristoforos Evi, Andonaki Evi gibi… Bu evlerin çatısında çoğunlukla kiremit kullanılmıştır. Hem de Marsilya kiremidi…
4-Konak tipi evler: Şimdi yıkılmış olan Papazoğlu Evi, Reşadiye’deki Mehmet Ali Ağa Evi, Eski Datça’daki Kaba Osman Evi gibi.

Bu evlerden birini yapacak olan kişi ilkönce evi ne zaman yapacağına karar verir. Bu çok önemlidir. O yıllarda ev yapacak olanlar, düğün dernek yapacak olanlar çoğunlukla güz mevsimini beklerlerdi. O mevsimde bademini satmıştır, incirini, harupunu, en önemli gelir kaynağı olan palamut mahsulunu satmıştır. Her ne kadar inşaatın önemli bir kısmı yardımlaşmayla yapılıyor olsa da, Yapı ustalarına, marangoza, imecede yapılacak yemeklere ödenecek para gerekir.
İnşaata başlamak: İlkönce evin babası veya yetişmiş oğlu varsa arkadaşları ve komşuları ile veya kimin o sene kirece ihtiyacı varsa onlarla birleşerek bir kireç ocağı yakmaya karar verirler. Bu 7 veya 8 kişiden oluşabilir. Kireç ocağı için yer tayin edilir. Kirecin yakılacağı yerin taşı, kireç yapmaya uygun olmalıdır ve yer makilik, çalılık olmalıdır. Çünkü, taşı kirece çevirecek olan şey ateştir; ateş için çalıya çırpı gerekir. Taşların daha çok yerden çıkarılması tercih edilir ve duvar taşı iriliğinde kırılır.40 50 kilo gelecek şekilde, yani duvar yapılacak şekilde. Kırılan taşlar ocağın çatılacağı yere getirilir ve bu işi bilen birisi kireç ocağını çatmaya başlar. Bunu herkes yapamaz, ustalık ister.Kireç yapılacak taşlardan, üç-dört metre çapında, daire şeklinde bir yapı yapılır, sarnıc şeklinde. Yan duvar iki metre yükselince çatısı kubbe şeklinde örülür. Kireç ocağının çevresinden kesilmiş olan çalılar, ocağa yakın bir yere getirilerek kurumaya bırakılır. On beş gün sonra hava durumu göz önünde tutulur, Hava rüzgarlıysa yakım işi ertelenir. Sakin, rüzgarsız bir günde yakılmalıdır. Akşam üstü Ocağın içi çalı ile doldurularak yakılmaya başlanır. Bu yakma işi taşlar kireç halini alıncaya kadar devam eder. Bazen 24 saat bazen 40 saat devam eder. . Ocak soğuduktan sonra ki soğuması bir kaç gün sürer. Ocak soğuyunca kireç bir yere yığılır ve ortaklar arasında pay edilir. Herkes kirecini evine taşıyarak bir çukurda söndürür. Sıra,evin duvarı için taş bulmaya gelmiştir. Taş, benim hatırladığıma göre, daha çok eski yıkık evlerden alınır, inşaat yerine taşınırdı. Ev yapacak insan zaten önceden karar verdiğinden, eşeğiyle gittiği her yerde düzgün taş aramaktadır. nerede böyle yapıya uygun taş görse eşeğine yükler getirirdi ev yapacağı yere. Ev yapacak olan kendisi taş taşıyamamışsa, birgün imece yaparak bunu toplu halde eşeklerle evin yapılacağı yere taşırlar.
Harç için kullanılacak korasanın taşınmasına gelmiştir sıra.. Korasan, Eski Datça için, Hızırşaha giden yolun üstündedir. Bu iş için de imece yapılır. Daha çok gençler eşeklerle gelir, kimisi korasanı kazar kimisi taşır ve evin yapılacağı yere yığarlar.
Bu arada yapılacak evin durumuna bakılır. Evin odaları büyükçe yapılacaksa, mesela odanın eni üç metreden fazla ise, dilmeler bel vermesin diye tam ortaya bir Ortadüver** atmak gerekir.Ortadüver, çok sıkı, sağlam bir ağaçtan yapılmalıdır. Eski Datça’da palamut ağacı bol olduğundan, bu ortadüver hep palamut ağacından yapılırdı. Palamut ağacının olmadığı yerlerde pıynar ağacı kullanılırdı. Aslında pıynarda palamut ailesinden bir ağaçtır. Fakat o kadar kalın ve uzun olanını bulmak zordur. Ortadüverin kalınlığı 40x25 cm. olmalı. Uzunluk odanın uzunlığuna göre değişir. O kadar uzun bulunamazsa, iki ortadüver kullanılır, iki ortadüverin birleştiği yere sürme*** denen kalın bir direk konur. İki düverin uçları bu direğin üzerine bindirilir, diğer uçlarıda evin duvarlarına. Taş, korasan ve kireç hazırlandığı sırada, bu düver de gidilip, palamutluktan bir ağaç seçilerek, kesilmiştir ve bu işi bilen bir ustaya yontturularak kabaca kalın lata haline getirilmiştir. Bu düver ve sürme ile beraber pencere ve kapı üstlerine konacak sağlam ağaçlara i
htiyaç vardır. Bu iş için daha çok katran ağacı kullanılırdı. Katranda Fethiye tarafından getirtilir ama, o olmazsa yerine gene palamut ağacından yapılırdı.
Bütün bunlar hazır olduğunda, duvar ustası çağırılır O zamanın ünlü ustaları, Eski Datça ve civardaki köyler için, Eski Datçalı Cumalı Usta ve Batırlı Osman Usta'dır. Bu ustalar bazen birlikte, bazen ayrı ayrı çalışırlardı.Amele olarak evin çocukları, yoksa dışarıdan iki kişi bulunurdu..
Duvar bittikten sonra evin çatısı ve doğramaları için keresteye gereksinim vardır. Eve başlarken, yapılacak evin şekline göre ne kadar ve ne şekilde kereste gideceği hesaplanır, Mesudiye köyüne sipariş verilir. Datça, kereste işini o zaman Mesudiye’den veya Bozburundan temin ederdi. Mesudiye’ye sırf bu kereste işini yapmak için Tavas’dan iki dülger gelmişti. Bunlar ağacı orman idaresinden satın alır, el bıçkılarıyla ihtiyaca göre, tahta veya kereste olarak biçer, satışa hazır ederlerdi. Kereste, Mesudiye’den iskeleye kayıklarla, iskeleden Eski Datça’ya da eşeklerle taşınır. Zor da olsa, Mesudiye’den Datça’ya, 20 kilometrelik yolu göze alarak eşekle taşıtan da olurdu.
Doğramalık kereste “Çakmaksız” adındaki marangoza verilir. “Çakmaksız” o zamanlar Eski Datça'da tek marangozdu. Evin kapılarını, pencerelerini, kısacası ağaç işini verdiğinizde, kapım şöyle olsun, pencerem bu kadar büyük olsun, dolapların süslü olsun demezdiniz. Kaç kapı, kaç pencere ve kaç dolap yapılacaksa onu söylerdiniz, o bildiği gibi yapardı. Dolap kapaklarını sülemeyi unutmaz, Pencere parmaklıklarını dahi süslerdi. Demek istediğim o bildiğinden şaşmazdı. Kimsede ondan kötü yaptı diye şikayet etmezdi. Eskiden Datça’da pencerelerde cam kullanılmadığından, kepenk yapılırdı ve bunu yapmakta gayet basitti. Pencerelere yukarıdan aşağıya doğru 15 cm aralıklarla parmaklıklar konur, ama bu parmaklıklar muhakkak çentiklerle dekore edilirdi. Her iki kepenkin alt ve üst kısımlarına mandallar konur ki, kepenkler kapanınca mandallarla pencere eşiğine tutturulabilsinler.
Duvar işi bitince, eğer eve düver gerekmişse, akşamüzeri gençler kahvede toplanınca tellal bağırır: “hadin bakalım, düver almaya gidiyoruz palamutluğa”. Bütün gençler, onbeş veya yirmi genç karanlıkta düşer yola, ama herkes pür neşedir. Bu düver taşıma ve yerine koyma işi bir şenliğe dönüştürülür. O 700-800 kiloluk düver gençlerin omuzlarında giderken, alt kısmındaki yirmi çift ayakla görüntü, tam bir kırkayağı andırır. (benim aklımda hep öyle kaldı) Düver, evin bulunduğu yere getirilir ve omuzlardan bırakılmadan duvarın üzerine yerleştirlir. Sürme** istiyorsa o da konur ve ertesi gün, dilmeler düverle duvar arasına 30 ar cm arayla dizilir. Hazırlanmış olan Kargılar (Datca dilinde “çığlar”)güzelce soyulur, sağlıklı olanlar ve hepsi aynı kalınlıkta olanlar ayrılır. Birkaç arkadaş çağrılır ve kargılar düverler üzerine sıkça serilir, kırnap dediğimiz iplerle birbirine bitişik şekilde bağlanarak evin tavanı kaplanır. Bunun üstüne de daha evel kesip getirilmiş zakkum dalları serilir. Zakkum dallarının üzerine deniz kenarından toplanan Safran(Deniz otunun kuruyup karaya çıkmış olanı) serilir. Safranın bulunmadığı köylerde “çam pürtüğü” dedikleri çam ağacından dökülmüş kuru çam yaprakları serilir. Safran da Çam pürtüğü de 5-6 cm kalınlığında serilir.
Safran veya Çam pürtüğünün üzerine beş cm kalınlığında tarla toprağı serilerek dama çıkarılmış olan silindir şeklindeki mermer yuvarlakla güzelce bastırılır. Bu toprağın serilmesi işi çok önemlidir ve bu işi iyi bilen kişiler tarafından yapılması gerekir. Toprak serilirken altta kalacak olan safranın veya çam pürçüğünün meydana getirdiği tabakanın bozulmamasına dikkat edilir.. Yani bir yerde fazla diğer yerde daha az olmamalıdır safran. “Geren” denen killi toprak bu tabakanın üzerine serilir.Geren her yerde bulunmaz. Datça’ da belli birkaç yerde vardır. Eski Datça’nın “Geren gazılanı” (bu yerin adı budur) Eski Datça’ya bir kilometre uzaklıktadır. Oradan zamanla o kadar çok geren kazılıp taşınmıştir ki; kazılan yerde bir dönüm büyüklüğünde bir çukur meydana gelmişti. Bu çukur kış aylarında su ile dolunca , toprak, özelliğinden dolayı suyu aşağıya bırakmaa, burası temmuz ayına kadar göl gibi kalırdı ve biz çocuklar burada yüzerdik. Son tabaka olarak serilen “geren” torbalar içinde Rodos Adasından da getirilir satılırdı. Bu geren en kaliteli geren idi ve bunun kullanıldığı damlar kesinlikle su geçirmezdi. Damın akmaması için meyil de çok önemlidir. Son kat olarak geren serilirken öyle bir meyil verilmeli ki, yağan yağmur doğruca oluğa gitsin.Çatısı böyle toprak olan her damın üstünde mutlaka silindir şeklinde mermer bir yuvarlak bulundurulur, dam ne zaman damlatmaya başlasa birisi dama çıkıp bu dam yuvarlağını yuvarlayarak gereni sıkıştırırdı. Bu yuvarlakların çapı tahminen 40-50 cm, uzunluğu da 50 cm kadar olur. Yuvarlaklar galiba ören yerlerindeki yuvarlak mermer sütunlar kesilerek yapılırdı.
Evet, evin damı da bitince, iç sıvası ustalar tarafından yapılır ve sıva kuruduktan sonra badanası yapılır. Marangoz gelip kapı ve perncereleri takar. Duvar dolabı varsa kapakları takılır. En son olarak da eğer ev, yer ev ise, tabanı korasan ve kireçten yapılan harçla sıvanır ve kurumaya bırakılır. Eğer “yümsek ev” ise Taban tahtaları Marangoz Çakmaksız tarafından çakılır. Ev iki katlı ise marangozun biraz daha işi vardır. Alt kattan üst kata merdiven yapılacaktır. Daha sonra odaların badanası yapılır. Biz badana demez “çırpma” derdik. Çünkü badana işinde fırça kullanmaz, yerli yapım süpürge kullandığımızdan, süpürgeyi duvara sürtmez, kireç kazanına batırıp duvara hafif hafif vururduk. Bu yüzden badana işine “ev çırpma” deniyordu. Çırpma işide bitince ev şimdi döşenmeye hazırdır artık
Evin döşenmesi oldukça basit olduğundan fazla bir masraf gerektirmez. Hem oturma odası, hem yatak odası ve misafir odası olarak kullanılan oda basitçe düzenlenecektir. Bir veya iki kilim serilecektir tabana. Bu “makat” olabilir, “kıl kıilim” olabilir, “ehram” da olabilir. Bu kilimlerin hepsi ev halkı tarafından yapılmıştır. Sadece “kıl kilim”in kılına, makat ve ehramın yününe para ödenmiştir. Ama yünü, eğirme ve dokuma işi aile fertleri tarafından yapılmıştır. Odanın iki tarafı şilteler ve yastıklarla döşenecektir. Yastıkların ve şiltelerin sadece yüzünün kumaşına para ödenecektir. O da ucuz kumaştan olduğundan fazla bir masraf getirmez. Duvara dayanan yastıkların içi çavdar sapı ile doldurulurdu.şilteler ise pamukla. Eh, pamukda herkes tarafından ekilir yetiştirilirdi o zaman. Duvara dayanmış olan uzun yastıkların örtüsü beyaz hümayından yapılır, kenarları mutlaka kanaviçe işlemeli olurdu. Bu kanaviçe işlemesini evin hanımı veya kızı yapardı. Zaten evin kadını evlenirken o işleri çeyiz olarak çokca getirmiştir.
Odanın karşısındaki ocağa konacak perdeyi unutmasak iyi olacak. Çünkü ocak perdesş de evin önemli dekorlarından biridir. Beyaz humayin den yapılmıştır, kenarlar dantel ve oya ile işlenmiştir. Perdenin tam orta yerinde renkli ipliklerle işlenmiş süslemeler olur. Ocağın karşısına gelen duvarın dibindebir sandık, onun üzerinede yataklar yığılmıştır. Sandık kavrulmuış veya bandırılmış incirle doludur. İncir,sandığa rastgele döülmez, çiğnenerek bastırıla bastırıla tepildiğinden, ancak kazınarak alınabilir sandıktan. sandık üstüne düzgünce yığılan yataklar ve çarşaflar beyaz bir örtüyle örtülmüştür. Bu örtüde topluiğne başı kadar bir leke olsa, evinkadının pasaklı diye adı çıkar. Sandığın yanında evin iki çıkrığı bulunur. Biri pamuk çıkrığıdır. Bununla pamuğun çekirdeği ayrıştırılır, diğeride pamuğun iplik yapılmasında kullanılan iplik çıkrığıdır. Sandık ve çıkrıklar her evin demirbaşı gibiydiler.
Bazı evlerin bu tür odalarında,ocağın tam karşısına gelen duvara, boydan boya yüksek bir dolap yapılır. Dolabın boyu tavana kadar yükselmez; tavanla dolabın üst kısmı arasında 60 cm kadar bir boşluk kalır. Bu boşluğa evdeki fazla eşyalar konabilir. Bu dolap üç kısıma bölünmüştür, dikey olarak. Her bölmenin bir kapısı vardır. Birinci bölme çamaşır dolabı, ikinci bölme yatak, yorgan ve kilim dolabı olarak, üçüncü bölme de banyo olarak kullanılır.
Artık ev bitmiştir, aile gelip yerleşebilir. Odadaki ocak hem pişirme işini görür hem ısıtma. O yıllarda yakıt olarak sadece odun kullanılırdı. Çok soğuk havalarda odanın ortasına bir mangal konur, ocaktaki közler mangala konarak odanın ısınması desteklenirdi.Yıllar sonra o ocak kullanma zevkini ben gene tatmaktayım. Mesudiye, Mezgit köyünde restore ettiğim bir köy evinde ocağı, kış aylarında kullanmakta olduğumdan, kış aylarını yaz aylarından daha çok sevmeye başladım... Bu ocaklı evleri herkese tavsiye ederim... Kalın sağlıcakla, sağlıklı evlerde....



* Dilme. 8X12cm biçilmiş, 2 veya 3 metre uzunluğundaki kereste**Ortadüver: Dilmelerin

5 yorum:

meral dedi ki...

çok güzel yazıyorsunuz, şeker gibi...

Levent Ali Riza dedi ki...

nihat abi eline saglik, cok güzel bir yazi.Bu arada Dudu`ya ben de gicik oldum :)

Adsız dedi ki...

kaleminize sağlık, bir çırpıda okudum yazınızı... ne güzel böyle eskilerden dem vuran kelamlar görmek...

saygılarımla

Adsız dedi ki...

Hey, I am checking this blog using the phone and this appears to be kind of odd. Thought you'd wish to know. This is a great write-up nevertheless, did not mess that up.

- David

Gezen Adam dedi ki...

Çok güzel bir yazı okudum. Teşekkür ederim..